Editör: Doğan Ertan
DEVA Partisi İl Başkanı Tayfun Öztürk, BİM’in banka kurma izni almasını sıradan bir şirket genişlemesi değil, emek sömürüsü üzerinden büyüyen sermayenin finans sistemine taşınması olarak nitelendirerek, bu gelişmenin Türkiye’nin ekonomik yapısında derin bir kırılmanın göstergesi olduğunu vurguladı.
DEVA Partisi İl Başkanı Tayfun Öztürk’ün açıklamaları, Türkiye’de perakende sektörünün finans kapital ile giderek iç içe geçmesine dair tartışmaları sert biçimde yeniden gündeme taşıdı. Öztürk, “Biz kimsenin ticaretine karşı değiliz” diyerek başladığı değerlendirmesinde, BİM’in Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) banka kurma izni almasını sıradan bir şirket genişlemesi değil, ekonomik ve toplumsal yapıda derin bir kırılmanın açık göstergesi olarak nitelendirdi.
Kamuoyunda uzun süredir “3 harfliler” olarak anılan büyük indirim zincirlerine yönelik eleştirilerin gölgesinde gelen bu izin kararı, siyasi ve ekonomik atmosferin kesiştiği bir dönemde dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Öztürk, bir yandan “hukuk dışı faaliyetlere karşı operasyon” söylemlerinin öne çıktığı bir süreçte, diğer yandan büyük ekonomik aktörlerin yeni alanlara agresif biçimde yönelmesi arasındaki çelişkiye dikkat çekerek, sistemin işleyişini sorguladı.
Açıklamanın en çarpıcı noktası, BİM’in finans sektörüne girişinin yalnızca ticari bir hamle değil, emek sömürüsü tartışmalarının doğal sonucu olarak ortaya çıkan bir sermaye yoğunlaşması olduğu iddiası oldu. Öztürk’e göre bu tablo, yıllardır düşük ücret politikaları, yoğun iş temposu ve sendikal örgütlenmenin zayıflatıldığı çalışma düzeni üzerinden büyüyen bir ekonomik modelin, artık perakende sınırlarını aşarak finans sistemine taşındığını gösteriyor.
1995 yılında kurulan BİM, agresif büyüme stratejisi ve yaygın mağaza ağıyla sektörde baskın aktörlerden biri. Ancak bugün tartışma, şirketin başarısından ziyade bu büyümenin hangi emek koşulları üzerinden inşa edildiği ve sermaye birikiminin hangi alanlara doğru genişlediği noktasına odaklanıyor. Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de sermaye yapısının dönüşümü ve emek-sermaye dengesinin sertleşmesi bağlamında daha büyük bir yapısal dönüşümün işareti olarak yorumlanıyor.

