Geçen hafta, emekli maaşlarının iyileştirilmesi konusu birdenbire gündeme düştü. Elbette 2028 yılında yapılacak seçimler yaklaştıkça bunun olacağı biliniyordu. Ancak böyle birdenbire gündemin ortasına düşmesi düşündürücü. Durum böyle olunca insan ister istemez, “İktidar seçimleri erkene alma hazırlığı mı yapıyor?” diye sormadan edemiyor? Bu ihtimal olmakla birlikte, FON yolsuzluğunun bu kadar taze olduğu, enflasyonun yüksek seyrettiği, iktidarın sıkı para politikasını esnetecek imkânları henüz yaratamadığı bir süreçte seçimi erkene alması pek olası görünmüyor. Nitekim sarayın başdanışmanlarından Mehmet Uçum bir süre önce yaptığı açıklamada, 16 Nisan 2028’i yani normal seçim tarihinden 1 ay öncesini işaret etmişti. Dolayısıyla seçimlere henüz 1,5 yıldan fazla bir süre varken, kaynak yok diye süründürülen emeklilerin gündeme getirilmesi gündem sıkışıklığından olması ihtimali daha yüksek. Zira FON yolsuzluğu iktidarı oldukça sıkıştırmış durumda. Bu nedenle iktidarın acil gündemi değiştirmeğe ihtiyacı var. Hazır seçimde yaklaşmışken, gündem değiştirmek için yapılacak küçük rötuşları allayıp pullayarak anlatmak iktidarın gündem değişikliği ihtiyacındandır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Ekim 2026 tarihinde kabine toplantısından sonra yaptığı açıklamada, “Emeklilerimizin yaşadığı zorlukların farkında olduğumuzu daha önce pek çok defa samimiyetle ifade ettim. Bu konuda her zaman yapıcı olmaya, şartları zorlama pahasına elimizden geleni yapmaya gayret ettik. İnşallah 2027 bütçesinde başımızın tacı olan emeklilerimizin durumunu biraz daha iyileştirecek mali imkanları oluşturuyoruz. İhtiyaç duyulan yasal düzenlemeyi adalet ve hakkaniyet çerçevesinde TBMM’nin de takdiriyle sene sonuna kadar hayata geçirmeyi ümit ediyoruz.” diyerek iyileştirmeye işaret etti. Ancak bu açıklamanın içinde yer alan, “Bu konuda her zaman yapıcı olmaya, şartları zorlama pahasına elimizden geleni yapmaya gayret ettik.” cümlesi aslında çok fazla şey yapılmayacağını açık ediyor. Zira, şartları zorlama pahasına ya da bunun başka okuması olan, olanaklarımız sınırlı ifadesini bu ülkede özellikle 24 yıllık AKP iktidarında defalarca duyduk. Yani imkânlar ölçüsünde cümlesinin arkasından gelecek olan cümle, imkânlar bu kadarını yapmamıza izin verdi cümlesidir. Tüm bunlara rağmen gözler 2027 bütçesi kapsamında atılacak adımlara çevrildi.
Şimdi soru şu: İktidar Cumhurbaşkanının, “Başımızın tacı” dediği emeklilerin felaket durumunu düzeltmeye yönelik hangi adımlar atacak? Evet günlerdir iktidar yandaşı medyada iyileştirme yapılacağına dair haberler evlere servis ediliyor. Basında AKP kaynaklarından edinilen bilgilere göre; emekli maaşlarına yapılacak artışın yanı sıra refah payı eklenmesi de değerlendirilmektedir haberleri çıkıyor. Buna göre en düşük emekli maaşı için tamamlayıcı bir düzenleme yapılacak. 65 yaş üstü ve altı için farklı düzenlemeler yapılacak şeklinde açıklamalar var. Kısacası; örneğini önceki yıllarda çokça gördüğümüz “Müjde” haberleri havada uçuşuyor. Maalesef yandaş basın bir kez daha asparagas haberleri yapma yarışında. İlginç olan ise yazılanların tahminlere veya kulis bilgisi şeklinde duyumlara dayandırılmasıdır.
Kuşkusuz yıllardır emeklilere yönelik asparagas haberler yapan bu yandaşlar ne yazarlarsa yazsınlar, Cumhurbaşkanının şartları zorlama pahasına ifadesi, emeklilerin fazla umuda kapılmamaları gerektiğini gösteriyor. Kaldı ki Cumhurbaşkanının iyileştirme yapmak için referans gösterdiği 2027 yılı merkezi yönetim bütçesinde, buna ilişkin ciddi bir kaynak ayırılmadığını uzmanlar yazıp çiziyorlar. O zaman, somut bilgiye ve verilere dayanmayan, kulaktan dolma, kulis söylentilerine, tahmin ve rivayetlere dayanan bu tür haberler gerçekleri yansıtmıyor.
Halbuki yapılan açıklamalar, yılbaşında 1 Temmuz 31 Aralık 2026 tarihleri arasını kapsayan son altı aylık enflasyon oranı kadar zammın yanı sıra cüzi bir iyileştirme yapılacağı veya 65 yaş üstü ve yoksul oldukları tespit edilecek emeklilere sosyal yardım verileceğine dair çalışmalar yapıldığı yönünde. Yani emeklilerin tamamını kapsayan gerçek bir iyileştirme söz konusu değil. Öncelikle şunu belirtmeliyim, 65 yaş üstü veya yoksul kategorisindeki emeklilere yapılacak kısmi iyileştirmeler emeklilerin sefaletini giderecek tedbirler olmaktan uzak, basit bir seçim yatırımıdır. Kaldı ki verilecek bu tür sosyal desteklerin devamlılığı şüphelidir.
Sosyal güvenlik ve çalışma hayatı ile ilgili çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Aziz Çelik’in konuyla ilgili sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımı aynen aşağıya alıyorum:
DAĞ FARE DOĞURACAK!
▪️︎ Emeklilere müjde meselesi köpürtülüyor!
Adeta bir “yalancı ilaç” (plasebo) etkisi ile karşı karşıyayız!
▪️︎ Bütün emeklileri kapsayacak anlamlı bir artış gündemde görünmüyor.
▪️︎ Emekliler arasında yeni ayrımlar yaratılacak!
65 yaş üstü ve “yoksul” olarak tanımlanacak bir kısım emekliye sosyal yardım yapılması öngörülüyor.
Emeklilere genel olarak yapılacak iyileştirmenin oranı ise henüz belli değil.
▪️︎ Peki, emekli aylıkları ne kadar artabilir?
İyimser varsayımlarla;
▪️︎ Temmuz-Aralık 2026 enflasyonu: %12 (daha düşük de olabilir).
▪️︎ Enflasyon artışına ek iyileştirme: %5 (daha düşük de olabilir).
Bu varsayımlarla emekli aylıklarının ulaşabileceği tahmini seviyeler aşağıdaki tabloda gösteriliyor. (tablo sayın Çelik’in Facebook hesabında var)
Ancak belirli emekli gruplarına yapılması gündeme gelen sosyal yardımların miktarı da henüz bilinmiyor.
⚠️SOSYAL YARDIM, EMEKLİ AYLIĞI DEĞİLDİR!
Emekli aylığı, primli sosyal güvenlik sisteminden doğan bir haktır. Sosyal yardım ise farklı koşullara ve ölçütlere bağlıdır.
Emekli aylıklarının yetersizliği sosyal yardımlarla giderilmeye çalışılırsa sosyal güvenlik sistemi giderek hak temelli niteliğinden uzaklaşır ve adeta bir sadaka sistemine dönüşür.
📌Emeklilerin ihtiyacı geçici sosyal yardım değil, bütün emeklileri kapsayan, kalıcı ve hak temelli bir aylık iyileştirmesidir!
Sayın Çelik’in de belirttiği gibi, emekli aylıklarının yetersizliğinin sosyal yardımlarla giderilmeye çalışılması, sosyal güvenliğin asıl amacından uzaklaştırılmasıdır. Bu çerçeveden bakıldığında, dağ fare doğuracak. Çünkü hükümetin uyguladığı sıkı para politikası bunun önünde engel. Zira bu politikanın başındaki Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek taviz verecek mi, verirse ne kadar verecek muamma.
Daha önce defalarca yazdım. AKP 2002 yılının kasım ayında iktidar olduktan sonra, el attığı ve bir dizi düzenlemeler yaparak çalışanlar ile emeklilere büyük hak kayıpları yaşattığı iki önemli alan çalışma hayatı ile sosyal güvenlik alanlarıydı. Milyonlarca emeklinin bugün içine sürüklendiği sefaletin sorumlusu AKP’nin bizzat kendisidir. Özellikle 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (SSGSS) emekli aylıklarını adım adım eritti. Zira bu kanun emekli aylıklarının hesaplama yönteminin değiştirilmesi, maaş bağlama oranının düşürülmesi, çalışma hayatı boyunca gerçekleşmiş büyüme oranının sadece %30’nun hesaplamaya dahil edilmesi, asgari geçim endeksine bağlı taban aylık uygulamasının kaldırılması, maaş artışlarının gerçek enflasyonu yansıtmayan resmi TÜFE artış oranına endekslenmesi ve büyümeden pay verilmemesi gibi bir dizi düzenleme emekli maaşlarını eritti.
Tüm bunları yapmış ve milyonlarca emekliyi asgari ücretin altında bir ev kirasını bile karşılayamayan aylığa mahkûm etmiş iktidar, her seçimde yaptığı gibi seçim yaklaştıkça vah vah emeklilerimiz mağdur biz onları imkânlar dahilinde rahatlatacağız, çünkü onlar bizim baş tacımız demeye başladı. Hani halk arasında, “köylü kurnazlığı” diye bir söz var. İktidarın yaptığı da tam anlamıyla köylü kurnazlığı, emeklileri sefalete sürükleyen kendisi değilmiş gibi, seçim kazanmak için emeklileri düşünüyormuş havası estirecek ve cüzi düzenlemelerle işi geçiştirecek. Halbuki emeklilerin aylıklarının sosyal destekler veya cüzi refah payı artışları ile insanca yaşanacak düzeye çıkarılması mümkün değildir. Yapılacak şey esaslı bir intibak yasası ile emekli aylıklarının günün koşullarında, insanca yaşanacak seviyeye çıkarılmasıdır.
Daha önce birçok yazımda, AKP iktidarının sınıfsal tercihini sermayeden yana yaptığını ve ekonomi politikasının esasını sermayeye kaynak aktarmanın oluşturduğunu belirtmiştim. Dolayısıyla milyonlarca emeklinin yaşadıklarından ders alması ve iktidarın, seçimden seçime oy almak için kendilerini hatırlayarak, cüzi artışlar verdiğini görmesi gerekiyor. Bunu yapmayan ve cüzi iyileştirme yaptı diye iktidara oy veren her emekli, iktidarın milyonlarca emekliyi sefalete sürükleyen sermayeye kaynak aktarma politikasını onaylamış demektir. O zaman şimdi ayağa kalkmanın ve emeklileri sefalete sürükleyen iktidara “Yeter!” demenin zamanıdır.
Veli Beysülen

